Anadolu Çınarları Partisi Genel Başkanı Hüseyin Akın: “Gücü tek elde toplamayan, denetlenebilir ve hesap verebilir bir siyaset kurulmalı”
Anadolu Çınarları Partisi Genel Başkanı Hüseyin Akın, “Temiz Siyaset, Temiz Toplum” başlıklı değerlendirmesinde siyasi ahlak, liyakat, parti içi demokrasi, bağımsız denetim ve hesap verebilirlik vurgusu yaptı. Akın, siyasi partilerde denetleyen ile denetlenenin aynı iradeye bağımlı olmaması gerektiğini belirterek seçmenin karar süreçlerine doğrudan katıldığı yeni bir siyaset anlayışı çağrısında bulundu.
Anadolu Çınarları Partisi Genel Başkanı Hüseyin Akın, “Temiz Siyaset, Temiz Toplum” başlıklı değerlendirmesinde Türk siyasetindeki siyasi ahlak, liyakat, denetim, hesap verebilirlik, kurumsallaşma ve siyasi vesayet tartışmalarına ilişkin görüşlerini açıkladı.
Geçmişte siyaset kurumunda sorumluluk üstlenmiş kişilerin sistemde gördükleri yanlışları bugün dile getirmelerinin, özeleştiri yapmalarının ve çözüm önermelerinin siyasi tecrübe açısından önemli olduğunu belirten Akın, temiz siyaset anlayışının kişiler üzerinden kurulamayacağını ifade etti.
“TEMİZ SİYASET İNSANLARI SINIFLANDIRMAKLA KURULAMAZ”
Akın, temiz siyasetin kişilerin “temiz”, “kirli” veya “siyasi parazit” şeklinde sınıflandırılması üzerinden tanımlanmasına karşı çıkarak, “Temiz siyaset, insanları ‘temiz’, ‘kirli’ veya ‘siyasi parazit’ olarak sınıflandırmakla kurulamaz.” ifadelerini kullandı.
Siyasette esas ihtiyacın yanlışları önleyen, ortaya çıkaran ve sorumlusu kim olursa olsun aynı kuralları uygulayan demokratik bir sistem olduğunu kaydeden Akın, “Temiz siyaset; şeffaflık, hesap verebilirlik, siyasi ahlak, liyakat, bağımsız denetim ve hukukun üstünlüğüyle güvence altına alınmalıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
“DENETLEYEN İLE DENETLENEN AYNI İRADEYE BAĞIMLI OLMAMALI”
Siyasi değişimin öncelikle partilerin kendi teşkilat yapılarından başlaması gerektiğini belirten Akın, Genel Başkanlık, Parti Meclisi, Parti Yürütme Kurulu, Disiplin, Denetim, İstişare ile Siyasi Ahlak ve Etik organlarının yetkilerinin birbirinden ayrılması gerektiğini savundu.
Akın, “Denetleyen ile denetlenen aynı iradeye bağımlı olmamalıdır. Etik ve hesap verme sorumluluğu genel başkan dâhil herkese eşit uygulanmalıdır.” dedi.
Parti içi demokrasinin güçlendirilmesi için delege sisteminin yeniden değerlendirilmesini isteyen Akın, üyelerin teşkilatlarını ve yöneticilerini mümkün olan en geniş ölçüde doğrudan belirleyebildiği modeller geliştirilmesi gerektiğini ifade etti.
Üyelerin yalnızca seçim dönemlerinde çalışan, seçmenlerin ise sadece sandık zamanı hatırlanan kişiler olmaması gerektiğini belirten Akın, tabandan tavana gerçek bir katılım kültürünün oluşturulması çağrısında bulundu.
“BEN NE DERSEM DOĞRUDUR SİYASETİ ARTIK GERİDE KALMALIDIR”
Siyasi karar mekanizmalarının işleyişine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Akın, “‘Ben ne dersem doğrudur’ siyaseti artık geride kalmalıdır.” ifadelerini kullandı.
Akın, siyasi yönetimlerin ülkenin ihtiyaçlarını akıl, bilim, pozitif ilim, güvenilir veri ve uzmanlık temelinde belirlemesi gerektiğini kaydederek geliştirilen politikaların Millete açık biçimde anlatılmasını ve ülkenin geleceğini etkileyen önemli kararlarda toplumsal rızanın aranmasını istedi.
“SADAKAT KİŞİLERE DEĞİL MİLLETE OLMALIDIR”
Liyakatin devlet ve siyaset yönetiminde vazgeçilmez olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını ifade eden Akın, “Sadakat kişilere değil Millete, Cumhuriyetin temel değerlerine, hukuka ve kamu yararına olmalıdır.” dedi.
Manipülasyonun ve medya gücünün vatandaşla kurulacak gerçek ilişkinin yerini alamayacağını belirten Akın, Türkiye'nin üyesi ve seçmeniyle bütünleşebilen siyasi partilere ihtiyaç duyduğunu kaydetti.
Türkiye'nin toplumla bütünleşen, koordinasyon gücü yüksek, bilim ve ilmi temel alan, farklı inançlara saygılı ve devlet yönetiminde bütün inançlara eşit mesafede durabilen siyasetçilere ihtiyaç duyduğunu ifade eden Akın, halkla kurulması gereken ilişkinin esaslarını da sıraladı.
Akın, “Gerçek halk adamlığı; halkı dinlemek, sorunlarını bilmek, bilimle çözüm üretmek ve Milletin iradesini karar mekanizmalarına taşıyabilmektir.” ifadelerini kullandı.
“SEÇMEN ARTIK KİMİ SEÇERSEM NE DEĞİŞECEK DİYE SORUYOR”
Seçmenin siyasete ilişkin güven sorununa da değinen Akın, “Seçmen yaralıdır.” değerlendirmesinde bulundu. Siyasetin öncelikle Millet yararına çalıştığına ilişkin güvenin zayıfladığını savunan Akın, vatandaşların artık yalnızca “Kimi seçmeliyim?” sorusunu sormadığını belirtti.
Akın, “Vatandaş artık yalnızca ‘Kimi seçmeliyim?’ değil, ‘Kimi seçersem gerçekten ne değişecek?’ sorusunu da sormaktadır.” dedi.
Seçmenin daha demokratik, adil, şeffaf ve hesap verebilir bir siyaset aradığını kaydeden Akın, vatandaşın kendisi gibi yaşayan ve kendisini karar süreçlerine dahil eden bir siyasi yapıya yönelik beklentisinin bulunduğunu ifade etti.
“SİYASİ TECRÜBE DEĞERLİDİR”
Geçmişte siyaset yapmış olmanın tek başına bir kusur olarak değerlendirilemeyeceğini belirten Akın, siyasi tecrübenin önemli olduğunu ancak bu tecrübenin geçmişten ders çıkarılmasıyla anlam kazanacağını söyledi.
Akın, “Siyasi tecrübenin gerçek değeri geçmişi savunmakta değil, geçmişten öğrenerek geleceği daha doğru kurabilmektedir.” değerlendirmesini yaptı.
Geçmiş siyasi tecrübeleriyle yeniden seçmenin karşısına çıkan siyasetçilere de sorular yönelten Akın, “Geçmişinizden ders çıkarıp; gücü tek elde toplamayan, denetlenebilir, hesap verebilir ve gerçekten daha demokratik bir teşkilatlanmayı kurabilecek misiniz?” diye sordu.
Akın, siyasi karar süreçlerinde seçmenin konumuna ilişkin ise “Milletle bütünleşip, seçmeni karar süreçlerinin ortağı kabul ederek; kişisel ve siyasi çıkarların önüne Milletin menfaatini koyan, sadece Millete hizmet edecek politikalar üretebilecek misiniz?” ifadelerini kullandı.
Ajans Expres Gazetesi