Zafer Partisi Genel Başkan Başdanışmanı Selçuk Geçer: “Türkiye’nin Kalkınması İçin Planlı Ekonomiye Dönüş Kaçınılmazdır”

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanlığı tarafından Taşbaşı Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Ekonomik Çöküşten Çıkış: Millî Kalkınma” konferansında konuşan Ekonomist Selçuk Geçer, Türkiye ekonomisinin mevcut durumunu tarihsel perspektifle değerlendirdi. Geçer, üretim ekonomisi, millî kalkınma, sığınmacı politikaları, özelleştirmeler ve emeklilerin yaşam koşullarına ilişkin açıklamalarda bulunarak sürdürülebilir planlı ekonomi çağrısı yaptı.

Haziran 14, 2026 - 15:50
Zafer Partisi Genel Başkan Başdanışmanı Selçuk Geçer: “Türkiye’nin Kalkınması İçin Planlı Ekonomiye Dönüş Kaçınılmazdır”

Zafer Partisi Eskişehir İl Başkanlığı tarafından Eskişehir Taşbaşı Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Ekonomik Çöküşten Çıkış: Millî Kalkınma” başlıklı konferansta konuşan Zafer Partisi Genel Başkan Başdanışmanı ve Ekonomist Selçuk Geçer, Türkiye ekonomisinin mevcut yapısını, geçmişten günümüze uygulanan ekonomi politikalarını ve çözüm önerilerini değerlendirdi.

“Önce Arabanın Motoru Olacak”

Ekonomiyi bir otomobile benzeten Selçuk Geçer, para ve faiz politikalarının tek başına ekonomik başarı sağlamayacağını belirterek, “Önce güçlü bir ekonomik sisteminiz olacak. Onun üzerine para ve faiz politikalarını koyacaksınız. Bunu bir araba örneğiyle açıklayalım: Önce arabanızın motoru olacak; sonra gazla, frenle, debriyajla, vitesle ve direksiyonla arabanızı yöneteceksiniz. Para ve faiz politikaları sadece arabayı yönetmek için kullanılır. Motoru olmayan bir arabada bunların hiçbirini kullanamazsınız, olduğunuz yerde beklemeye devam edersiniz.” dedi.

“Sömürge Ekonomisi Kemal Derviş’le Başladı; AKP İle Devam Ediyor”

Türkiye’nin üretim kapasitesinin yıllar içinde zayıflatıldığını savunan Geçer, “Bu işin tohumu 2001 yılında Kemal Derviş döneminde atıldı. Atılan adımlar, uygulanan politikalar ve çıkartılan kanunlarla Türkiye ne yazık ki tekrar bir sömürge ülkesi hâline getirildi. AKP döneminde bunlar artarak ve iyice rayından çıkarak sürdürüldü; stratejik ve milli varlıklarımız yabancı sermayenin kontrolüne girdi.” ifadelerini kullandı.

Geçer, TEKEL’in kapatıldığını, şeker fabrikalarının özelleştirildiğini ve tarımın zayıflatıldığını öne sürerek, “Türkiye’deki bankacılık sistemi yüzde 70-80 oranında yabancıların eline geçti. Dünyanın hiçbir ülkesi istihdam yaratan doğrudan yabancı sermayeye karşı değildir; ancak bizdeki durum tamamen farklı bir sömürü düzenine dönüştü.” değerlendirmesinde bulundu.

“Atatürk’ün Taviz Vermediği Tek Konu Kapitülasyonlardı”

Cumhuriyetin kuruluş dönemindeki ekonomi politikalarına değinen Geçer, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ekonomik bağımsızlığa büyük önem verdiğini belirtti. Geçer, “Mustafa Kemal Atatürk, o zorlu koşullardaki anlaşmalar esnasında dahi tek bir alanda mücadeleden vazgeçmedi: Kapitülasyonlar. Çünkü kapitülasyonların kendisi taviz demektir; bir ülkenin içinden istediğin gibi geçip, kârını dışarıya taşıyarak o ülkenin varlıklarını sömürmektir.” diye konuştu.

Geçer, Atatürk’ün üretim ekonomisini savunduğunu ve Cumhuriyet ilan edilmeden önce İzmir İktisat Kongresi’ni topladığını hatırlatarak ekonomik kalkınmanın üretim odaklı politikalarla mümkün olabileceğini ifade etti.

“Planlı Karma Ekonomi İle Kalkınma Hamlesi”

1928 sonrasında uygulanan ekonomik modele dikkat çeken Geçer, “Dünya krize sürüklenirken Atatürk, liberalizmle ilerlenemeyeceğini öngörerek ‘Planlı Karma Ekonomi’ye geçiş yaptı. Bu sayede gübre, şeker, çelik fabrikaları gibi 46’nın üzerinde dev tesis kuruldu. Tekstil için Sümerbank, denizciliği teşvik için Denizbank, madenciliği desteklemek için Etibank kuruldu. Fabrikalar, limanlar ve demir ağları birbirine entegre edilerek gerçek bir millî ekonomi inşa edildi.” dedi.

“Gerçek Millî Ekonomi ve Demografik Tehdit”

Günümüzde kullanılan millî ekonomi söylemlerini eleştiren Geçer, “Bütün parçaları Çin’den getirip burada birleştirmek, tohumunu İsrail’den aldığın ürünü yetiştirmek veya know-how’ını Avrupa’dan aldığın arabayı üretmek millî ekonomi değildir.” ifadelerini kullandı.

Sığınmacı politikalarına da değinen Geçer, “Suriyelileri ve kontrolsüz gelen göçmenleri ucuz iş gücü olarak kullanmak da millî ekonomi değildir. Türkiye bugün bir tampon bölge olarak kullanılıyor. Bütün kaynaklarımız sığınmacılara aktarıldı; ev fiyatları ve kiralar bu yüzden arttı.” şeklinde konuştu.

“Emekliler Açlığa Terk Ediliyor”

Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesi ve emekli gelirleri hakkında değerlendirmelerde bulunan Geçer, “Erken emekliliğe karşıyız, plânsızlığa karşıyız ancak EYT kazanılmış bir haktır. Çünkü Devlet vatandaşına söz veriyorsa, sözünü tutmalıdır.” dedi.

Geçer, emeklilerin gelir düzeyinin yetersiz olduğunu savunarak, “Bugün Türkiye’de emeklilerimiz 20.000 TL gibi rakamlara mahkûm ediliyor. TÜRK-İŞ açlık sınırını 35.000 TL olarak açıklıyor. Benim yaptığım detaylı hesaplamalara göre ise, 4 kişilik bir ailenin sadece gıda ihtiyacını karşılayabilmesi için gerçek açlık sınırı 57.000 TL’dir.” ifadelerini kullandı.

“Sürdürülebilir Planlı Ekonomi” Çağrısı

Konuşmasının sonunda çözüm önerilerini paylaşan Geçer, “Bugün bize dayatılan sistem serbest piyasa değil, sömürge ekonomisidir. Vatandaşımızı açlığa, işsizliğe, çaresizliğe mahkûm ediyorlar.” dedi.

Türkiye’nin üretim odaklı yeni bir ekonomik modele ihtiyaç duyduğunu belirten Geçer, “Türkiye’nin kalkınması için kuruluş ayarlarımıza, yani ‘Sürdürülebilir Planlı Ekonomi’ye geri dönmemiz kaçınılmazdır. Devletin de işin içinde olduğu, özel sektörün önünün açıldığı, üretim odaklı bir sistem inşa etmeliyiz. Hangi siyasi görüşten olursak olalım, ülkemizin kalkınması ve çocuklarımızın geleceği için hepimiz elimizi taşın altına koymalıyız.” sözleriyle konuşmasını tamamladı.

Ajans Expres Gazetesi